Teoman Öztürk, TMMOB Kadın Kurultayında salonun en arka sırasından bizleri izliyor….

TMMOB 4. Kadın Kurultayı’nda 14 ve 15 Kasım tarihlerinde yaşananlara ve karşılıklı yapılan açıklamalara dair tarihsel bir bakış açısıyla derinlemesine incelemeye çalışacağız.

TMMOB’li kadınların yerel forumlarla örgütlediği kadın kurultayı geçtiğimiz günlerde İzmir’de gerçekleştirilmeye çalışıldı. Lakin Hiç bir yere bu kadar yoğun katılım sağlamayan TMMOB yöneticileri ön sıralarda yerlerini almışlardı. Kadın kurultayında yaşananların miladı geçtiğimiz yıl ortalarında  TMMOB yönetim kurulu toplantısında bir kadın yöneticiye sözlü tacizde bulunan erkek bir başka yöneticinin hikayesidir.

Bundan 3-4 yıl kadar önce ocak ayının bir perşembe sabahıydı. İMO (İnşaat Mühendisleri Odası) önünde bir çadırın içinde bir kaç kişi ısınmaya çalışıyordu, titrek bir alevin etrafında. Titrek bir alevin gökyüzüne bıraktığı iste yapılan sohbetlerden geriye kalan şanlı bir direniş ve zafer ve bir sokak kabadayısının kendisini bilmez heyezanları kalmıştır. O sokak kabadayısının davranışlarını destekleyen ve hatta bizati İMO küçük kurullarında o titrek alevin etrafındakilere saldıran bir grup bugünün Türkiyesinde, Türkiyenin İzmirinde birbirlerini kürsüden indirmeye çalışıyorlar…

İktidar kirlidir ve kirletir…

Şimdi sizleri 7-8 Mayıs 1976 yılına götürmek istiyoruz. Bu tarih TMMOB’nin 21. Genel Kurulu’nun tarihidir. Genel Kurul “Bağımsızlık ve Demokrasi için Emperyalizme ve Faşizm Karşı Mücadeleye” adanmıştır. Açılış konuşmalarını Teoman Öztürk, Bülent Ecevit, Behice Boran, Ahmet Kaçmaz, Mehmet Ali Aybar, Ahmet Yıldız, Halit Çelenk, Muammer Aksoy, Erhan Tezgör ve Cemil Çakır yapmışlardır.

Bu yazımız bir seri olarak devam edecek ve Teoman Öztürk’ün 1976’dan bugüne ne dediğine kulak vermenizi isteriz.

“TMMOB 21. Genel Kurulu, ülkemizde, faşist baskı ve uygulamaların, tüm yurtsever, demokrat, devrimci kişi ve kuruluşlar üzerinde yoğunlaştırıldığı bir dönemde toplandı.
Genel Kurulumuza katılan bazı siyasal parti ve kuruluşların temsilcileri, yaptıkları konuşmalarda, TMMOB’nin kendi sorunlarından kaynaklanarak verdiği bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinin önemini vurguladılar.

Ayrıca 21. Genel Kurulumuzda yapılan konuşmalar, faşizme karşı mücadelenin siyasal parti ve kuruluşlarca nasıl değerlendirildiğini de ortaya koyuyordu.
TMMOB; üyelerinin ve tüm yurtsever, demokrat, devrimci güçlerin, TMMOB 21. Genel Kurulunda söylenenlerden yararlanacağına inanmaktadır.

Sayın konuklar, basın ve yayın organlarının mensupları ve TMMOB 21. Genel Kurulunun sayın delegeleri; Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin XX. çalışma dönemi olan 1975 dönemi, bugün sona ermektedir. 1975 dönemi, uluslararası tekelci sermayenin ve içteki uzantılarının bunalımlarının yükünün, emekçi halkımıza, her zamankinden daha pahalıya ödetildiği bir dönem olmuştur.

Emperyalist – kapitalist sistemin; teknolojisiyle, sermayesiyle yoğunlaşan saldırılarına hedef olunan bu dönemde; ABD ve AET karşısında tam bir çaresizliğe düşülmüş, tam bir teslimiyetçi politika izlenmiştir. Ambargosu ile, yağması ile talanı ile gelenlere boyun eğilmiştir.

Bağımlı dış politika iyice pekiştirilmiş; gerçekler halktan gizlenerek ve kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklarla yurt toprakları bir başka ülkeye yeniden kiralanmıştır. Ülkemiz her gün, «Büyük Türkiye yaratıyoruz.» diyenler tarafından fiilen küçültülmüştür.

Resmi rakamlara göre, ülkede 3 milyondan fazla işsizin bulunduğu, hayat pahalılığının alabildiğine arttığı, yolsuzluk ve rüşvet iddialarının ayyuka çıktığı, doğal ve insan gücü kaynaklarımızın yabancılara peşkeş çekildiği bu dönemde; MC iktidarının halka karşı olan kimliği gözler-önüne serilmiştir.

1975 dönemi, aynı zamanda; fabrikalarda, okullarda, kurumlarda, köylerde ve her yerde faşizmin kolgezdiği bir dönemdir. Gerede’de, Diyarbakır’da, Adana’da, Ankara’da, Seydişehir’de, İskenderun’da, Erzurum’da, Trabzon’da, ülkenin her yerinde faşist saldırılar düzenlenmiş, tüm yurtseverler hedef alınmıştır. Açık tertipler tezgâhlanmıştır.

İdil’de, Malatya’da ve Zeytinburnu’nda; bir kısım güvenlik kuvvetleri ve yöneticiler, hem takipçi, hem yargıcı, hem de infazcı olarak görev yapmışlardır.
1975 dönemi; sömürünün, faşist saldırı ve terörün arttığı bir dönemdir. Bu dönemde, milliyetçilikten dem vuranlar; bize ambargo uygulayanlara ihraç edilen ve silah imalinde kullanılan Kromun ihracat tutarım, 3 ayda 4 bin tondan 14 bin tona çıkarmışlardır.

Bu dönemde kalkınmadan gelişmeden dem vurunlar, açık bulunan fabrikaları ikinci kez açmış, finansman kaynağı bulunmayan milyarlık yatırımlar vaad etmişlerdir. Bu koşullar içinde bulunan ülkemizde, bugün üretilen petrolün % 30’una petrol tröstleri sahiptir. Fakat % 50’nin üzerinde bir payı onlar pazarlamakta, petrolden elde edilen kârın % 50’sinden fazlasını götürmektedirler.
Dünya nüfusunun % “î ini oluşturan Türkiye; dünya enerji üretiminin ancak  % 0,05’ini tüketebilmektedir.

Nüfusumuzun   %   62’sinin     elektrik,     enerjisinden’  yoksun olduğu ülkemizde, enerji alanındaki dışa bağımlılığın giderek arttırılması, sorunu çözümsüzlüğe götürmektedir. Bir    depremde    binlerce    can    kaybedilmekte ve    sorun kaderin ciivesine bağlanabilmektedir.

İthalat ve ihracatın % 95’nin deniz yoluyla yapıldığı ülkemizde, tersane yapımı, gemi yapımı, taşımacılık; hâlâ dışa bağımlılığı sürdürmektedir. Ancak 1/5’ini kendimizin yapabildiği taşımacılık için her yıl en az iki milyar liralık dövizi dışarıya ödemekteyiz.

Kent topraklan milyarlık spekülasyonlara alet edilmektedir. Dünya Bankası ve bunun gibi uluslararası mali kuruluşlar; alt yapı, konut, vb. alanlarda sömürünün en açık örneklerini sergilemekte; kentlerimizin gelişmesi, planlaması, altyapısı, yabancı ellere ve çıkarlara terkedilmiş bulunmaktadır. İstanbul’u, sözümona planlayan yabancı uzmanlar, 151 bin liraya varan astronomik ücretlerle çalışmakta, kentleşmemizin denetimini, yabancı çıkarlar yararına ellerinde tutmaktadırlar. Tarım ve toprak reformu Urfa’da yavaşlatılmış, durdurulmuştur. MC iktidarı, beş yıllık yeni bildirge süresini bekleyerek toprak ağalarına bugünkü değerin 15 katını vermeyi planlamaktadır.

% 61’i bozuk vasıflı Türkiye ormanlarının her gün politik amaçlarla yakıldığını; köylü nüfusun 1/3’ünü oluşturan orman köylümüzün, her türlü sosyal güvenceden yoksun, açlık ve yoksulluk içinde yaşamaya mahkûm edildiğini görüyoruz.

Dünya sentetik uyuşturucu madde üretiminin % 62-75’ini ellerinde bulunduran emperyalistler; bunun % 61 -7Ö’ini tüketirken; kaçakçılık damgasıyla Türkiye’nin haşhaş üretimini denetleyebilmektedirler. Volfram, Krom, Boraks Antimuan, Barit, Alüminyum gibi değerli madensel hammaddelerimiz yağma ve talanla tüketilmektedir.
Türkiye – Irak Ham Petrol Boru Hattı inşaatında çalışan bir Türkiyeli kaynakçı 3250.— TL bir Batı Almanyalı kaynakçı 90 bin TL, almaktadır. Bizim işmakinası operatörü 4 bin, onlarınki 60 bin; bizim şoför 2.500 onlarınki 40.000; bizim harita ve kadastro mühendisimiz 6 bin, onlarınki 60 bin lira almaktadır. Bu, sömürünün ta kendisidir. Kamu kesiminde çalışanlar sendikal haklardan yoksun tutulmakta, işçi – memur ayrımı denen bir safsata ile çalışanlar bölünmektedirler.

Memurların alın teri paralar MEYAK denen fonda gaspe-dümekte ve 3 milyar dolayındaki bu paradan Merkez Bankasında yalnızca 280 milyon liranın kaldığı söylenmektedir. 2.5 milyardan fazla para, özel girişimlere aktarılmıştır. Bu, sömürünün ta kendisidir.

Bu yapı, bu teslimiyetçi dış politika, bu batakçı ekonomik politika, beraberinde anti . demokratik baskıları ve faşist saldırıları getirmektedir.

Bu dönemde faşist silahlı çeteler, sokaklarda pusu kurarak, ortalığı kana boğmuşlardır; insanlarımızı yaralamış, öldürmüşlerdir.

Bu dönemde, ülkenin her yerinde, işçilere, köylülere, öğretmenlere, öğrencilere, memurlara ve teknik elemanlara yönelik baskı ve saldırılar doruğa ulaşmıştır. Saldırı, baskı, kıyım ve terörle sindirme ve yıldırma girişimlerinden, teknik elemanlar da paylarına düşeni almışlardır.

Samsun’da, Kırıkkale’de, Zonguldak’ta ve İskenderun’da, fiili saldırılara hedef olunmuştur. Örgütlerimizin yöneticileri ve işyeri temsilciliklerimiz yoğun baskılara ve kıyımlara hedef olmuşlardır.

Orman Mühendisleri Odası Başkanı Artvin’e, Ziraat Mühendisleri Odası başkanı Adana’-ya sürülmüş ve istifa ederek dönmek zorunda bırakılmıştır. Öte yandan, yalnızca, görüşlerini açıklamalarından dolayı, Metalürji Mühendisleri Odası başkanının görevine sonverilmiş; Maden Mühendisleri Odası başkanına da disiplin cezası verilmiştir.

Emperyalist ve faşist girişimlere karşı, yılmadan, yıllardır verilen mücadeleler, örgütlerimizi de hedef haline getirmiştir.

Odalarımızın Genel Kurullarında, Oda yönetimlerini ele ge. çirmek için iktidar olmanın tüm olanakları seferber edilmiş, silahlı faşist çetelerin gözdağı verme gösterileri sergilenmiştir.

Tüm bu gelişmelere, girişimlere karşın, sonuç, açık ve kesindir : TMMOB içinde yurtseverler eğilmemiş, yılmamış ve zafere ulaşmışlardır.

1975 dönemi, aynı zamanda, çalışan kitlelerin daha birlikte hareket ettği; anti – emperyalist ve anti . faşist mücadelede daha kararlı ve bilinçli adımların atıldığı bir dönem olmuştur.

DİSK’in İstanbul ve İzmir mitingleri, yurdun her yanında demokratik kuruluşların bir araya gelerek sürdürdükleri çalışmalar, 13 Mart Mitingi ve Ankara’da katledilen 3 yurtsever öğrencinin cenaze törenleri, CHP’nin mitingleri, İstanbul’da 100 binlerin katıldığı 1 Mayıs bayramı; gelişmekte olan mücadelenin en çarpıcı örnekleridir. . Geçen dönemde gelişen çabalar olumlu, ancak yeterli değildir. Anti – faşist eylemin hız kazanması, emperyalist -kapitalist sisteme karşı muhalefetin etkinliğinin arttırılması; tüm yurtsever, devrimci güçler için yerine getirilmesi gereken ve kaçınılmaz bir görev olmaktadır.

Kitlelerin emperyalist ve faşist saldırılar karşısına daha güçlü  dikilmesi, gündemdedir. Bu amaçla, TMMOB üye tabanında dayanışmanın ve birlikteliğin sağlanması ve daha da güçlendirilmesi gündemdedir. Böylece gerek teknik elemanların, gerekse tüm çalışanların birlikteliğine ve dayanışmasına daha fazla güç katılması sağlanacaktır. TMMOB, önümüzdeki dönem de, üye tabanını bağımsızlık ve demokrasi mücadelesi etrafında toparlamak üzere somut sorunlarından hareketle; iç ve dış sömürüyü teşhir edecek, bu çalışmaları daha etkin ve yaygın yayın eylemleriyle kitlelere aktaracaktır. Diğer çalışan kitlelerle ortak eylemlerini sürdürecektir.

SORUNLARIN   KAYNAĞI   EMPERYALİST   –   KAPİTALİST SİSTEMDİR

ÇÖZÜME EMPERYALİST – KAPİTALİST SİSTEMİN ÇÖZÜLMESİYLE VARILACAKTIR.

EMPERYALİZME VE ONUN  İÇTEKİ  UZANTILARINA FAŞİZME VE ONUN SİLAHLI ÇETELERİNE KARŞI EMEKÇİ KİTLELERLE DAYANIŞMAMIZ VE ORTAK MÜCADELEMİZ, GÜÇLENEREK SÜRECEKTİR.

TMMOB, BU ANLAMDA BİR MÜCADELENİN ÖNEMLİ DEMOKRATİK  ARAÇLARINDAN  BİRİDİR GELECEK GÜNLERİN, BUGÜNKÜ BİR AVUÇ EGEMEN AZINLIĞIN DEĞİL,

HALKİMİZİN OLACAĞINA İNANIYORUZ. BU İNANÇLA YOLA ÇIKTIK, BU İNANÇLA BAŞARACAĞIZ.

Saygılarımızla.”

 

İlgili Yazılar