Yazdığım makalelerden dolayı bana gönderilen olumlu ya da olumsuz mesajları arşivliyorum. Arşivdeki bu mesajları karıştırırken içlerinden biri dikkatimi çekti.

Yorumu yazan uzaktan tanıdığım biriydi. Benimle ilgili şu cümleyi kullanmış. “… Bizim güzel hocamız Mustafa hocamız kusura bakmasın, oldum olası bu Mustafa ismini hiç sevemedim.”

İnternet üzerinden yaptığım arama ve araştırmaya göre, Mustafa ismi sözlükte; “saf, temizlenmiş, seçkin, güzide, süzülmüş” anlamındadır.

Mustafa ismi tarihsel olarak da bir öneme sahiptir. Tarihte en çok hatırlanan kişilerden Mustafa Kemal, Muhammed Mustafa, Mustafa Barzani ve birçok ismi daha sayabiliriz.

Benim ismimin Mustafa olmasına gelince; Ben de herkes gibi doğarken kendi adımı belirleme imkânına sahip değilim. Bu konudaki tasarruf rahmetli babam Zülfü’ye ya da Annem Fadime’ye aittir. Babaerkil bir toplumdan geldiğimizden dolayı ne yazık ki annemin sözü pek geçmezdi. Her şeye babam karar verirdi.

Rahmetli babam 1940 yıllarında CHP’liymiş. Daha sonraki 1950’li yıllarında ise, Demokrat Parti’de yer almış ve Köyümüz Goman’da partinin temsilcisi olmuştur.

Babam Zülfü Elveren;1966 yılında yakalandığı kanser hastalığından kurtulamayarak çok genç yaşta vefat etmiştir.

Ölümünden sonra Demokrat Parti’nin mührünü taşıyan defterini inceledim. Kendisiyle ilgili çok özel önemli notlar vardı. Yani parti defterine kendisine ait özel notlar yazmıştı. Örneğin; genç yaşta vefat eden eşini, çocuklarının doğum tarihlerini, annesinin, babasının ve ağabeyinin ölüm tarihlerini, çocukluğunda evlerinde çıkan yangında hayvanlarının nasıl telef olduğunu, Goman Köyü’nün kuruluşu ve tarihi ile ilgili bilgileri bu defterin boş sayfalarına kaydetmişti. O defterde babamın yazdığı özel notlar dışında DP ile ilgili hiçbir bilgiye rastlamadım. Sadece defterin sayfaları DP kaşesi ile mühürlenmişti.

Ne yazık ki o defter yine Kemalizm adına darbe yapan 12 Eylül askeri yönetiminin zulmünden korkan ve okuma-yazması olmayan yaşlı annem (öz annemin vefatından dolayı beni büyüten amcamın eşi Sisan) tarafından kitaplarım (Devletin yayınlarını içeren kitaplar da dahil) banyomuzda bulunan sobada yakıldığını akşam işten eve döndüğümde gördüm ve çok üzüldüm.

Babamla ilgili bilgileri biraz daha açmak istiyorum. 1960 askeri darbeden sonra babam Türkiye İşçi Partisi (TİP) saflarında yer aldı. Birlikte kısa dalga üzerinden ‘Bizim Radyo’dan dönemin solcu-Kemalist sanatçılardan müzik ve haberleri dinlediğimizi hatırlıyorum. Yine o tarihlerde Küdtçe yayın yapan Erivan Radyo’sundan birlikte kurdi klamlar dinlerdik.

Mustafa Kemal Burkay’ın Tunceli’de aylık olarak çıkardığı ismini tam olarak hatırlayamadığım iki sayfalık (sanırım Köylü isminde) bir bildiri posta ile kendisine geliyordu. O bildiriyi okuma yazma bilen birisi tarafından toplanan köylülere okunduğunu hatırlıyorum.

Çocukluğum ve gençliğim Kemalizm’den çok etkilendiği itiraf etmeliyim. O yıllarda Mustafa Kemal’e toz kondurmazdım. 70’lı yıllarda TÜM-DER üyesi ve TİP taraftarıydım. Artık hem Kemalist hem de solcuydum.

Ne yazık ki Kemalizm’i bize sol diye yutturmuşlardı. Ancak, 70’lı yılların sonunda Kürd özgürlük Hareketi kurucularından köylüm ve ilkokul arkadaşım Sevgili Mazlum Doğan başta olmak üzere; Musa Anter, Yaşar Kaya, İsmail Beşikçi, Fikret Başkaya, Haluk Gerger gibi yazar ve akademisyenlerin etkisiyle gerçek kimliğimi öğrendim. Diğer bir deyimle beton mezara gömülen kimliğimi bunların sayesinde yeniden kazandım.

Özellikle Mazlum Doğan ve İsmail Beşikçi’ye minnettarım. Bu süreçte 3K’li (Kürt-Kızılbaş-Komünist) olmak da varmış.

20.11.2015 | Mustafa  Elveren

İlgili Yazılar