Kasım’ın 24’ü bir öğle saatiydi. Yemek yemiş sonra birbirimize olan susuzluğumuzu yudum yudum içmiştik. Öyle kanarcasına içmiştik ki birbirimizi dudağımın kenarından sen akıyordun, öyle damla damla… Bir sigara yakmış kaçamak bakışlarla seni izliyordum, şimdilerde açıkça söylüyorum ki “anlattıklarına çok odaklanamıyordum o anlarda“. Yemeğimiz ve susuzluğumuzu gidermiştik. En güzel yerinde teneffüsün bitip, geceden kalma yumurta kokulu sınıflara doğru yöneldiğimiz anlar gibi,  mesai saatleri yaklaşırken içimde sınıfına yürüyen bir öğrenci gibiydim… Sense özgürlük gibiydi çokta mesai mefumuna takılmadın. Hep özgürlüktün… Öyle böyle değildin yani.

Adımlarımızı ağırlaştırıp indiğimiz merdivenlerden Bayındır Sokağı çıktık sola döndük yüzümüzü, sanırım dönecek başka da bir yönümüz yoktu. Sol göğsümüzün altında atıp duran cevahir gibi hep soldan bakmıyor muyduk zaten. Bayındır sokaktan, Tuna Sokağına döndük bir süre sessiz adımladık, ilişkimizin tarihsel geçmişi boyunca yüzlerce kez değiştirilen kaldırım taşlarını. Kaldırım taşlarının altı sen kokuyordun, halbuki 2010 yılının mart ayıydı koku duyumu yitirdiğim zaman. Çok da önemsemedim. Yürüyorduk esen rüzgar senin kokunu getiriyordu burnumun ucuna. Sanki koku alıyormuş gibi. O koku beni bir mesai sonra akşamına götürüyordu, yorgun düşmüş ayaklarımın belki ordasındır diye uğradığım lokalin anason kokulu akşamlarına götürdüğü bir akşam. Sen oradaydın. Oturduğun masada gençler çok fazla kalamadım daha doğrusu kalacak bir gerekçe bulamadım ve/veya buldum sana söyleyemedim. Korktum… Gördüğünde kalkıp selamlaştık, ayak üstü 5 dakika sohbetten sonra ayrılırken çekmiştim kokunu içime. O günlerden hatıradır bugün rüzgarın getirdiği kokun ve bu duyumun yitirmediğim de neden önemsemediğimi anladım bir kez daha, alınabilecek en güzel koku alınmışsa, hissedilmişse tüm hücrelerinde ve tenimde; artık ne önemi vardır, bir ağacın, bir çiçeğin, bir denizin….. kokusunun…

Tuna Sokağı bizi İş bankası önüne getirdiğinde ayrılma vakti de gelmişdi sanki, bilircesine suskunluğumuza suskunluk kattık. Ben üst geçite sen selanik sokağa yönelmeden önce uzunca bir aradan sonra bedenine sarıldım, sen yanağımdan dudaklarını esirgemezken…

İlgili Yazılar