Gece güne dönerken geldiler, o soğuk elleri bedenlerimizde, yerçekimi kuvetinin manasızlaştığı bir andı. Dillerimizde haklılığımız ile ilgili sloganlar yükselirken ankara’nın göğüne….; 3-5 dakika sonra o telaş bitmiş gecenin soğuyundan polis minibüsünün soğukluğu karşılıyordu bizleri. Oturduğum koltuktan dışarıya bir an baktım. Ne çok zaman geçmiş, ne kadar çok yaşlanmışım, en son göz altına alınışımdan. Halbu ki dil çürük dişe gider gibi kendimi kanatım duruyordum ne zamandır.

Hücre hücre ölürken arkadaşlarımın bedenleri telaşla bir şeyler yapmanın yorgunluğu ile yürürken, yatarken ve de kalkarken hep aklımda zafer vardı bir de kendimce o omzun başından doğan gün. Günleri doğururken payıma o günü yaşamak dışında bir şey kalmadı. Bugün Türkiye’nin düzcesinde, ankarasında, istanbulunda, dersiminde göğe yükselen direniş şarkıların ışığı gibiydi henüz omzunun başında doğan gün.

Bir adım ötesi yalnızlık gülüm, canımın naif en heyecanlı yanı bugünlerde sözlerimi bir çok kişi önünde kapalı kapılar ardında söylüyorum. Söz almak için ayağa kalkıyorum ve duruyorum beni dinleyen yürekler önünde. Tümcelerim bittiğinde bir ağırlık hissediyorum omuz başlarımda. Bir kez daha acıyan tırnaklarım, ağrıyan belim, tutulan omuzlarım bir zaferi doğurur gibi bir kez daha buluşuyor alınterimizle.

Daha biraz önce çıktık gri renkli binaların mahpusluğundan, yürüyoruz Yüksel caddesine… Aklımda geceden, kişisel tarihimden bir soru “Bu güller kimin Andacı” ? Eğer can verenler için değilse, faşizme karşı çarpışanlar için değilse, mahpusluklarımız için değilse, özlemlerimiz…. peki kimin için? Halbuki biz gülleri terk edeli çok olmuştu…Andaç olsun diye papatyaları tercih eder olmuştu(m)k.

İlgili Yazılar